İDDAA’DA BİR CUMARTESİ TRAJEDİSİ

FCbahis‘den Aylin Bermant’ın 23 Temmuz 2008 tarihli köşe yazısı: Bir cumartesi gününü eğlenceli geçirmek için iddaa kuponu yapayım dedim. Sadece yazın iddaa oranlarına tahammül edebiliyorum. Yeşil sayfalardaki maçlara baktım. UEFA’nın en ön elemesi İntertoto’yu buldum. Deportivo La Coruna’yı gördüm gözlerim parladı. Sivas’ın maçı Pazar günüydü es geçtim. Üstelik orta sahada acayip bir kopukluk yaşıyor Sivasspor, Braga gibi sağlam bir takım karşısında bocalarlar. Fenerbahçe’nin hazırlık maçına gözüm takıldı. Onu da yazdım kupona. Norveç’ten de bir maç koydum ve sonuncu maçıma geldi sıra. Malum dört maç bulmak lazım. Kuralımız bu. Dördüncü maçıma da Galatasaray’ı koyayım dedim. Levski Sofya ile hazırlık karşılaşması. Galatasaray kazanır oranı 1.70. Fena sayılmaz. Bunu da yazıyoruz kuponlara. Kuponumu hazırlarken yeşil sayfalara, iddaa’nın resmi internet sitesinden bakıyorum. Zaman: Cumartesi öğleden sonra suları. Ardından güzel bir iddaa kuponu oluşturduğumu düşünerek koşa koşa  bayiliye gidiyorum. Bayii görevlisi kuponumu makineye soktuktan sonra Galatasaray maçı iptal edildi diyor. Kuponu bana geri veriyor. İddaa’nın bu keyfi uygulamalarına alışık olduğum için şaşırmıyorum, kuponu olduğu gibi çöpe fırlatıyorum.

Eve geldiğimde tekrar iddaa’nın resmi sitesine girip, iptal ile ilgili bir haber olup olmadığına bakıyorum. Nafile. Üstelik yeşil sayfalar üzerinde Galatasaray-Levski maçı karşımda duruyor. Bu maçın iptal olduğuna dair açıklamanın neden sitede yer almadığını sormak üzere Spor Toto danışma hattını arıyorum. Maçın iptal kararının dün akşam saatlerinde ellerine ulaştığını söylüyorlar. Peki diyorum, neden sitenizde bir bilgi yok, üstelik hala oran duruyor. Daha güncellenmemiştir diye cevap geliyor. Maçın programdan çıkarılmasının üzerinden yaklaşık 20 saat geçmesine rağmen, sitede güncelleme yok. Şikayetimin dikkate alınmasını rica edip telefonu kapatıyorum.

Keyfi uygulamalar dedik. Bu ne ilk, ne de son. Ben dördüncü maç bulamadığım için kuponumu yırttım. Benim gibi binlerce insan da yırtmış olabilir. Burada kaybeden kimdi; iddaa. Galatasaray’ın maça as kadro ile çıkacağı bilgisi geldikten sonra oranları değiştiremeyecekleri için toptan maçı kaldırmayı uygun buldular. Yasalarla kendini olağanüstü bir şekilde korumaya almış olması rağmen, kaybetmekten korkmak böyle bir şey sanırım. Sonunda yine kaybediyorsun, risk yönetimini beceremediğin için.

Hırvatistan-Türkiye maçını hatırlarsınız. Tam üç kere oranların değiştiği. Düşüre düşüre kuşa çevirdikleri Hırvatistan oranlarına oynayacak olan varsa da oynamadı. Kim kaybetti; iddaa.

Eğer önümüzdeki ihaleyi de kazanabilirlerse, birilerinin aylık maaşları 7 bin ytl’yi çok aşar. O zaman hiç olmazsa, parayı kazandıkları halka şöyle dönüp bir baksınlar. Bahis oynatma sorumluluğunu üstlensinler.  “Kazandırıyoruz, futbol sahası yapıyoruz” reklamlarının yanına gençleri çocukları bahisin nasıl oynanacağına dair bilinçlendirmek için sosyal projeleri de eklesinler. Oynattıkları oyun ile ilgili yapılan bütün şikayetleri değerlendirip düzeltmeye çalışsınlar. En önemlisi risk yönetimini iyi bilen birilerini oturtsunlar oraya.

İhalede bol şanslar!!!

4 Yorum : 08.4.08

SESİMİ DUYAN VAR MI? - İDDAA TEKELİNE TEPKİLER SÜRÜYOR

Gazeteport‘un Futbol Yazarı Yarışması’nın iddialı isimlerinden Aylin Bermant son yazısında İddaa tekelini ve ihale sürecini değerlendirmiş. Oldukça yerinde tespitler içeren yazıya aynen yer veriyoruz:

Ekonomi derslerinde sarışın agresif hocamızın üzerinde ısrarla durduğu, hafızalarımıza hiç çıkmamak üzere armağan ettiği bir sözcüktü inhisar. Sevgili hocamız ekonomi terimlerinin Arapçalarını kullanmayı çok severdi. İşte inhisar sözcüğü de böyle aklımda kalmış.

Nedir inhisar ya da Türkçesiyle tekel; “bir şeye tek başına sahip olmak” derdi hocamız. O şeye tek başına sahip olup, istediği gibi her şeyi yönlendirebilme gücüydü. Ekonomi derslerinden birinde kafamda şöyle bir soru oluşmuştu; bize seçme şansı bırakmayan bu güç karşısında ne yapılabilirdi…

Bundan tam 6 yıl önce 2002 yılı Haziran ayında, Spor Toto Teşkilatı bir ihale açarak elinde bulundurduğu bahis oynatma yetkisini, ihale yoluyla özelleştirme yolunu seçti. O gün ihaleye 5 firma katıldı. Firmaların 3’ü baştan elendi. Geriye kalan iki firmadan biri de sunduğu belgelerde değiştirme yapıldığı gerekçesiyle elendi. Geriye İnteltek İnternet Teknoloji Yatırım ve Danışmanlık A.Ş. kaldı ve ihaleyi kazandı. Tam 2 yıl sonra Nisan 2004’te bütün alt yapıyı çalışır duruma getirerek Türkiye’yi futbol bahis oyunu ile tanıştırdılar. Adına da Türkçe’mizi bozarak ve bundan da büyük bir keyif alarak “iddaa” dediler. Peki kimlerden oluşuyordu bu Spor Toto’nun bayisi gibi çalışan İnteltek firması; yüzde 55’i Çukurova Grubuna ait, yüzde 25’i İntralot adlı bir Yunan şirketine, yüzde 20’si de Teknoloji Holding’e aitti. 22 Aralık 2005’te, iddaa oyunun başladığı tarihten tam 20 ay sonra Teknoloji Holding elinde bulundurduğu yüzde 20 hisseyi 80 milyon ABD doları karşılığında İntralot firmasına sattı. O tarihten itibaren İnteltek’in iki ortağı var; Çukurova Grubu ve İntralot firması.

İddaa Türkiye’yi bahis oyunları ile tanıştırırken, tek olmasının avantajlarını da sonuna kadar kullandı bu 3 yıllık süreç içerisinde. 4 maçı bir araya getirip oynama zorunluluğuyla başladılar maceralarına. Artan şikayetler sonunda önde gelen Avrupa Liglerinde, Uefa ve Fifa maçlarında minimum 3 maça bahis yaptırma lütfünü baş ettiler bahisseverlere. Gün gelip de “neden kendi ligimizde 3 maç seçip oynayamıyoruz? ” diye sorulduğunda, cevap veremeyerek, aslında Türkiye’de faaliyette olan bir şirketin daha çok seçeneği ve avantajı Türkiye liglerine vermesi gerekirken, Süper Ligden, Birinci ligden Türkiye’de oynanan futboldan korktuğunu açık açık gösterdi bizlere. Keyfi uygulamalarla, hafta içi programlarında az maç varken herhangi bir ligi programa sokup, diğer bir hafta program biraz dolu olunca o ligi tamamen es geçerek (Bakınız Japon Ligi), güya alınan vergileri bahane ederek favori takımlara açtıkları düşük oranlarla 3 yılda Türkiye’de profesyonel bahisçiler yarattılar ama kendileri bir türlü profesyonel olamadılar.

Devlet kendi eliyle yarattığı bu tekeli, elinde “seçme özgürlüğü” olması gereken vatandaşlarının haklarını hiçe sayarak yurt dışından internet aracılığıyla oynanan bahislere yasak getirdi. Vergisiz ve denetimsiz yurt dışına çıkan milyon dolarları “nasıl ülkemiz için kullanırım”ın yolunu araştırmadan, nasılsa ülkemizde bahis oynatan bir kuruluş var ondan vergimi alıyorum diyip basit yolu seçerek kendi eliyle daha fazla para kazanmayı elinin tersiyle itti. Bahisseverleri iddaa oyununa mahkum etmek, rekabet koşullarını da hiçe saymaktı bir nevi. Elinde bir maça oynayacağı birçok oran olan bir bahisçi kendisi için en iyi oranı bulur ve onu oynar. Bu onun seçme özgürlüğüdür. Bahisçi de bir tüketicidir ve çeşitliliğe sahip olmak onun da hakkıdır. Bugün rekabet Kurumu’nun internet adresine girdiğimizde, bizi şu söz karşılıyor; “Eğer piyasa gücü tek adamda toplanırsa, bu adam bir kral kadar ayrıcalıklı olur ve bu durum bizim devlet biçimimize aykırıdır. Bir politik güç olarak bir krala tahammül edemiyorsak üretimin, ulaşımın ve yaşam için gerekli herhangi bir şeyin ticaretinde de krala tahammül etmemeliyiz. Bir imparatora boyun eğmiyorsak rekabeti engelleyecek ve herhangi bir malın fiyatını belirleyecek bir ticari diktatöre de boyun eğmemeliyiz”… Bundan 118 yıl önce Senatör Sherman’ın bu sözü dünyada ilk rekabet kanunun da ortaya çıkmasına öncülük etmişti. Yıl 2008, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin ilk yasa tasarısı 3 Ocak tarihinde haber ajanslarına düştü. “Müşterek bahis oynatma” yetkisi olan iddaa’nın 2008 Mart ayı itibariyle bu yetkisi son buluyor. Bu tasarıda; yeni bir ihale açılacağından, müşterek bahis oynatmanın sadece futbol sporuyla sınırlandırılmayacağından, internet üzerinden bahis oynatan şirketlerin verdiği oranlarla rekabet edilip bahis oranlarının bu şirketlerin oranlarına eşit veya çok yakın oranlarda olmasının zorunlu kılınmasından bahsediliyor. Fakat bu tasarıda tüm kamuoyunun gözünden kaçan, buna rağmen iddaa’nın çilesini 3 yıldır çeken bahisçilerin gözünden kaçmayan bir nokta es geçildi. İddaa”ya talip olacak kurumlarda, “Operasyonel ve finansal yetenek sahibi olma” koşulu aranacak. “Müşterek ve sabit ihtimalli bahis işlerinde deneyim sahibi olmak” zorundalar. Dünya çapında faaliyet gösteren büyük bahis şirketleri için böyle bir maddeyi yerine getirmek zor değil elbet. Ama acaba herşey kamuoyunun algıladığı gibi midir ne dersiniz? Bahis işlerinde deneyim sahibi olma konusundaki yasa maddesinin açılımını yapmadan, müjde iddaa tekelinden kurtuluyoruz diyebiliyor muyuz?

MADDE 7- (1) b) İsteklinin ihale konusu iş veya benzer müşterek ve sabit ihtimalli bahis işlerinde, son beş yıl içinde, asgarî bir yıl boyunca idarî şartnamede belirlenecek sayıda bayi ağını işletmiş olduğuna ve belirlenecek tutarda yıllık hasılatın risk yönetimini gerçekleştirmiş olduğuna ilişkin iş deneyim belgeleri. (Böyle bir iş deneyim belgesine Türkiye’de sahip olan tek kuruluş İnteltek’tir) Bu belge sahiplerinin kuracakları veya ortak olacakları tüzel kişiliklerin ihaleye girebilmesinde tüzel kişiliğin yarısından fazla hissesine sahip olmaları ve sözleşme süresince bu oranın muhafaza edilmesi zorunludur.

Eğer ki Mart ayında yapılacak yeni ihalede kanunun bu maddesi değiştirilmezse, sözde ihale ile yapılacak olan iddaa’nın pazar payını arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Biz farklı oranlar, farklı oyun çeşitleri istiyoruz. İddaa’nın  komik oranlarından daha fazlasını hak ediyoruz. Sevgili ekonomi hocamın sözleriyle bitireyim; “Tekeli elinde bulunduran güç, daha büyük bir güç tarafından destekleniyorsa; o ülkede bir şeyler için umut etmek yerine harekete geçmenin zamanıdır”

7 Yorum : 01.6.08